ABD’nin İran’daki üç nükleer tesisi vurması, bölgede olası bir nükleer sızıntı riskini gündeme taşıdı. Saldırı sonrası uluslararası ajanslar radyoaktif sızıntı yaşanmadığını açıklasa da, nükleer enerji uzmanı Prof. Dr. Erol Kam, bu tür durumlarda radyasyonun menzil sınırı olmadığını ve etkisinin çok daha geniş bir coğrafyaya yayılabileceğini belirtti. Kam’a göre, bu tarz saldırılar sadece hedef ülkeyi değil, bölge ülkelerini hatta küresel ölçekte ülkeleri etkileyebilir.
İran’daki Fordo, Natanz ve İsfahan tesislerinin vurulması sonrası Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA), herhangi bir radyasyon artışı tespit edilmediğini duyurdu. Ancak Prof. Dr. Kam, bu açıklamaların nükleer stoklara zarar gelmediği anlamına gelmeyeceğini ifade etti. Kam, “Radyasyon seviyesinde artış yok demek, serpinti olmadığının göstergesi olabilir ama bu, stokların zarar görmediği anlamına gelmez. Çünkü bu tesisler yerin 100 metre altında ve ciddi güvenlik önlemleriyle korunuyor” dedi.
Kam, özellikle İsfahan’daki uranyum dönüştürme tesisinin, sızıntı açısından daha büyük risk taşıdığını belirterek, “Fordo ve Natanz zenginleştirme tesisleri. İsfahan ise dönüştürme tesisi. Bu fark, sızıntı tehlikesini artırıyor. Bu nedenle İsfahan’daki risk daha yüksek” açıklamasında bulundu.
Nükleer sızıntı konusunda dikkat çeken bir diğer uyarısı ise yayılma etkisine yönelik oldu. Kam, “Hava koşullarına bağlı olarak nükleer serpinti kilometrelerce uzağa taşınabilir. Menzil sınırı yok. Gerekli rüzgâr ve yağış koşullarında ABD’ye kadar ulaşabilir. Bu tip serpintiler sadece İran’ın değil, Türkiye’nin, Körfez ülkelerinin ve hatta Avrupa’nın da sorunu olabilir” dedi.
Nükleer bir patlama durumunda alınması gereken ilk önlemleri de sıralayan Prof. Dr. Erol Kam, “Bu gibi durumlarda 250 kilometre çapındaki alan hızla boşaltılmalı. Tarım alanları korunmalı. Çünkü serpintiler toprağa karışarak ürünleri kullanılmaz hale getirebilir” ifadelerini kullandı.
Uzmanların açıklamaları, nükleer sızıntının sadece askeri değil, çevresel ve insani boyutunun da son derece ciddi sonuçlara yol açabileceğini gözler önüne seriyor. Konunun uluslararası güvenlik boyutunun yanı sıra, uzun vadeli sağlık ve çevre etkileri de tartışılmaya devam ediyor.