Kolon ve rektum kanseri artık yalnızca ileri yaşlarda görülen bir hastalık olmaktan çıkıyor. Son yıllarda genç yetişkinlerde vaka sayılarındaki artış, bilim insanlarını hastalığın nedenleri üzerinde daha kapsamlı araştırmalar yapmaya yöneltti. Yapılan çalışmalarda, bağırsak florasında meydana gelen değişikliklerin ve bazı bakterilerin ürettiği "kolibaktin" adlı toksinin genç yaşta görülen kolorektal kanserlerle bağlantılı olabileceğine ilişkin bulgular elde edildi. Uzmanlar, bu ilişkinin araştırmalarla desteklenmeye devam ettiğini belirtirken, erken tanının hastalığın tedavisinde en önemli unsur olduğuna dikkat çekiyor. Memorial Göztepe Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü'nden Doç. Dr. Süleyman Günay da özellikle genç yaşta görülen bağırsak şikayetlerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade etti. Uzmanlara göre makattan kanama, dışkılama alışkanlığındaki değişiklikler, açıklanamayan kilo kaybı ve kansızlık gibi belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması büyük önem taşıyor.
Erken Tanı Tedavi Başarısını Artırıyor
Doç. Dr. Süleyman Günay, genç yaşta görülen makattan kanama veya bağırsak alışkanlığındaki değişimlerin yalnızca hemoroid ya da stres kaynaklı değerlendirilmemesi gerektiğini belirtiyor. Dışkıda kan görülmesi, uzun süren kabızlık veya ishal, açıklanamayan kansızlık ve istemsiz kilo kaybı gibi belirtilerin mutlaka uzman hekim tarafından değerlendirilmesi öneriliyor.
Uzmanlar ayrıca 45 yaşından itibaren herhangi bir şikayet olmasa bile kolonoskopi taramasının ihmal edilmemesi gerektiğini ifade ediyor. Ailesinde kolon veya rektum kanseri öyküsü bulunan kişilerde ise tarama yaşının daha erken planlanabileceği belirtiliyor.
Sağlıklı Bağırsak Florası Riskin Azaltılmasına Katkı Sağlayabilir
Araştırmalara göre kolorektal kanser gelişiminde yalnızca genetik faktörler değil, yaşam tarzı da etkili oluyor. Fazla kilo, hareketsiz yaşam, sigara ve alkol kullanımı ile ultra işlenmiş gıdaların yoğun tüketimi risk faktörleri arasında gösteriliyor. Gereksiz antibiyotik kullanımının da bağırsak mikrobiyotasını olumsuz etkileyebileceği ifade ediliyor.
Erken evrede tespit edilen uygun vakalarda ise Endoskopik Submukozal Diseksiyon (ESD) yöntemi sayesinde cerrahi kesi yapılmadan tedavi uygulanabildiği belirtiliyor. Ancak uzmanlar, her hastanın bu yöntem için uygun olmadığını ve tedavi planının mutlaka hekim değerlendirmesiyle belirlenmesi gerektiğini vurguluyor.