Türkiye'nin et ve gıda sektöründe uzun yıllardır faaliyet gösteren köklü firmalarından Seret Et ve Gıda, artan ekonomik baskılara daha fazla direnemedi. İstanbul merkezli şirket, mali darboğaz gerekçesiyle konkordato talebinde bulunarak İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne başvurdu. Mahkeme, Seret Et ve Gıda ile şirket ortağı Servet Bekar hakkında 1 yıl süreyle kesin mühlet kararı verdi. Bu karar, firmanın borçlarını yapılandırmasına ve icra takiplerinden geçici olarak korunmasına olanak tanıyor.
Söz konusu mahkeme kararı doğrultusunda, şirketin finansal faaliyetlerini denetleyen konkordato komiser heyetinin görevine devam etmesine hükmedildi. Böylece Seret Et ve Gıda, alınan yasal koruma kapsamında faaliyetlerini sürdürebilecek. Ancak 38 yıldır sektörde önemli bir yere sahip olan şirketin yaşadığı bu kriz, sadece bireysel bir durum değil; sektör genelindeki yapısal sorunları da bir kez daha gündeme taşıdı.
Seret Et’in konkordato başvurusu, gıda sektöründe art arda yaşanan mali çöküşlerin yeni bir örneği olarak dikkat çekiyor. Son haftalarda benzer adımlar atan firmalar arasında Marmara ve Bursa’da faaliyet gösteren Doğadan Gelen Yusuf Et, Alanya merkezli Gülhanlar Güven Gıda ve ihracat yapan Çiloğlu Gıda da bulunuyor. Yusuf Et, Ankara Batı Asliye Ticaret Mahkemesi’nden 3 aylık geçici mühlet, Gülhanlar Güven Gıda ise yine mahkeme kararıyla 3 aylık geçici mühlet aldı. İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi ise Çiloğlu Gıda ve ortakları için 1 yıllık kesin mühlet kararı verdi.
Et ve gıda sektöründe yaşanan bu konkordato dalgası, uzmanlara göre temel olarak artan üretim maliyetleri, döviz kurundaki dalgalanmalar ve azalan tüketici talebi gibi ekonomik göstergelere dayanıyor. Özellikle kırmızı et fiyatlarında görülen yüksek oranlı artışların tüketici davranışlarını değiştirdiği ve satışları düşürdüğü ifade ediliyor. Borç yükü artan firmalar, finansal yükümlülüklerini karşılayamaz hale gelince yargı yoluyla koruma arayışına giriyor.
Ekonomistler ise alınan konkordato kararlarının geçici bir rahatlama sağladığını, ancak sektörün temel sorunları çözülmeden iflas riskinin birçok firmayı tehdit etmeye devam edeceğini vurguluyor. Gıda arz güvenliğini doğrudan ilgilendiren bu gelişmelerin, sadece özel şirketler düzeyinde değil, makro ekonomik düzeyde yapısal önlemlerle ele alınması gerektiği belirtiliyor.
