İngiltere’nin “en tehlikeli mahkumu” olarak bilinen ve kamuoyunda “Yamyam Hannibal” lakabıyla tanınan Robert Maudsley’in bugüne dek gün yüzüne çıkmamış mektupları basına sızdı. 1983’ten bu yana Wakefield Hapishanesi’nde yer altına inşa edilen cam hücrede tutulan ve tek başına günde 23 saatini izole biçimde geçiren Maudsley, yazdığı mektuplarda duygusal yönünü ortaya koydu.
17 Bin Gündür Tek Başına: “Bir Tabutta Yaşamak Gibi”
Maudsley, 46 yılı aşkın süredir toplumdan tamamen izole halde tutuluyor. Yalnızca günde 1 saat havalandırmaya çıkarılan mahkum, bu sürecin psikolojik etkilerini, “diri diri gömülmek gibi” sözleriyle tanımlıyor. Wakefield Hapishanesi’nde kendisine özel olarak tasarlanan cam ve perspeks duvarlı hücre, kamuoyunda “gerçek Hannibal hücresi” olarak biliniyor.
4 Cinayet, 3 Lakap, 1 İzolasyon
Robert Maudsley’in suç geçmişi İngiltere tarihinin en karanlık vakalarından biri olarak biliniyor. İlk cinayetini 1974’te 30 yaşındaki bir çocuk istismarcısına karşı işledi. Ardından hapishanede kaldığı sürede, benzer suçlardan hüküm giymiş üç kişiyi daha öldürdü. Cinayetlerinin vahşeti nedeniyle kendisine çeşitli lakaplar takıldı:
-
“Mavi”: İlk kurbanını boğarken yüzü moraran kurbanın ifadesinden ötürü
-
“Kaşıklar”: Bir mahkumun beynini kaşıkla oyduğu cinayet nedeniyle
-
“Yamyam Hannibal”: Vahşeti ve izole yaşamı nedeniyle kamuoyunda edindiği isim
Aşk Mektubuyla Gündemde
Robert Maudsley’in son mektuplarında ise duygusal içerikler dikkat çekti. 69 yaşındaki bir kadın mektup arkadaşıyla kurduğu bağı anlatan satırlarda, “Sevgili tatlı Loveinia” diyerek başlayan ifadesiyle kadın arkadaşı için duyduğu minneti ve sevgiyi dile getirdi:
“Bu son kısa yıllar boyunca benimle paylaştığın tüm nezaket, düşünce ve sevgi her şeyin üstesinden gelmemi sağlayabilir. Hayatlarımızda ne kadar çok sevgi yaşarsak, kötü deneyimler o kadar uzaklarda kaybolur.”
Uzmanlar, mektupların Maudsley’in iç dünyasına dair önemli ipuçları sunduğunu ifade ediyor. Yarım asırdır cezaevinde olan mahkumun yalnızlık, pişmanlık ve insani bağ arayışını gözler önüne seren yazışmalar, hapishane sistemlerinde uzun süreli izolasyonun etkilerine dair tartışmaları da yeniden gündeme taşıdı.
