İsrail’in 13 Haziran’da başlattığı “Yükselen Aslan” operasyonuna karşılık veren İran, hipersonik ve balistik füzelerle gerçekleştirdiği saldırılarla Tel Aviv yönetimini stratejik değişikliğe zorladı. İran’ın füze yeteneklerinin yarattığı etki, özellikle İsrail'in en gelişmiş savunma sistemlerinden biri olan Demir Kubbe’nin yetersiz kalmasıyla daha da belirgin hale geldi.

Sesten 5 kat ve üzeri hızlarda hareket edebilen hipersonik füzeler, savunma sistemlerinin çoğunu devre dışı bırakma potansiyeline sahip. İran’ın en hızlı füzesi 10 mach (saniyede yaklaşık 4760 metre) hıza ulaşabiliyor. Siccil adlı balistik füzenin menzili 2500 km’ye kadar çıkarken, Hürremşehr-4 füzesi ise 2000 km menzilde sesin 8 katı hızla hedefe ulaşabiliyor. Bu teknolojiler, İran’ın İsrail karşısındaki askeri caydırıcılığını güçlendirirken, hipersonik füze tehdidi Tel Aviv’de alarm seviyesini yükseltti.

İsrail, operasyonun ilk günlerinde İran’ın nükleer tesisleri ve askeri yönetim noktalarını hedef alırken, İran’ın balistik füze yanıtı sonrası stratejisini değiştirerek füze rampalarını öncelikli hedef haline getirdi. Ancak bu rampaların çoğu İran’ın doğusunda, yani İsrail hava kuvvetlerinin menzilinin dışında kalan bölgelerde bulunuyor. İran’ın füzeleri Türkmenistan, Afganistan ve Pakistan sınırına yakın noktalar üzerinden ateşlemesi, İsrail’in hava gücünü sınırlıyor.

Tel Aviv yönetimi, bu füze rampalarını etkisiz hale getirmek için 48 saatlik bir kritik zaman dilimine girmiş durumda. Ancak İsrail savaş uçakları İran’ın doğusuna ulaşmak için havada yakıt ikmali yapmak zorunda ve bu operasyon için Batı’dan tanker uçak desteği talep ediyor. Şu an itibarıyla yalnızca İngiltere bu desteğe olumlu yaklaşmış durumda.

Uzmanlar, İran’ın füze teknolojisinin ulaştığı noktanın, İsrail’in güvenlik stratejileri üzerinde köklü değişikliklere neden olabileceğini** belirtiyor. Hipersonik tehdit, sadece İsrail değil, bölgedeki tüm ülkeler için yeni bir güvenlik denklemine işaret ediyor.