Beslenme alışkanlıkları, sindirim sistemi sağlığı ve özellikle kolon kanseri riski üzerinde doğrudan etkili olmaya devam ediyor. Kanser araştırmaları alanında çalışan bilim insanları, özellikle bağırsak sağlığına odaklanarak, bazı gıda tercihleriyle kolon kanseri riskinin azaltılabileceğini ortaya koyuyor. Bu isimlerden biri olan Dr. Susan Bullman, bağırsak sağlığı ve kanser arasındaki ilişki üzerine yaptığı araştırmalar doğrultusunda, kendi yaşamında uyguladığı beslenme prensiplerini kamuoyuyla paylaştı.
Dr. Bullman, lif yönünden zengin, işlenmemiş ve doğal içerikli gıdaları tercih ederken; aşırı işlenmiş ürünlerin ise bağırsak yapısını olumsuz etkilediğini ifade ediyor. Protein barları, ultra işlenmiş tahıllar veya katkı maddeleri içeren ürünlerin, bağırsak mukozasında bozulmalara yol açabildiği, bu durumun ise bağışıklık sistemi üzerinde baskı oluşturarak kanserli hücrelerin gelişme riskini artırabileceği belirtiliyor.
Yüksek Lifli Beslenme ve Bağırsak Mikrobiyotası
Uzmanlara göre lif alımı, kolon kanserine karşı doğal bir koruma mekanizması oluşturuyor. Fasulye, mercimek, yulaf, armut ve ahududu gibi lif oranı yüksek gıdalar, bağırsakta faydalı bakterilerin çoğalmasına destek olarak zararlı mikroorganizmaların etkisini azaltabiliyor. Bullman, sabah kahvaltılarında yulaf ezmesi ve meyve kombinasyonlarını tercih ediyor. Bu şekilde günlük lif ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayabildiğini belirtiyor.
Ayrıca, yapılan bilimsel gözlemler, lif bakımından zengin diyetlerin sadece bağırsak sağlığına değil, ağız ve cilt sağlığı gibi diğer sistemlere de olumlu etkiler sunduğunu gösteriyor. Bunun nedeni ise zararlı mikropların ağızdan bağırsağa veya ters yönde hareket edebilme potansiyeli.
Bullman’ın beslenme düzeninde dikkat çekici bir başka unsur ise “tam protein” kaynaklarının ön planda olması. Özellikle tavuk eti gibi doğal proteinler, lifli sebzelerle birlikte tüketildiğinde hem kas gelişimine katkı sağlıyor hem de sindirim sistemi dostu bir yapı sunuyor. Örneğin öğle ve akşam öğünlerinde bol lifli sebzeler ve tam tahıllarla desteklenmiş ızgara protein seçenekleri, bu beslenme modelinin temel taşlarını oluşturuyor.
Ayrıca smoothielerine süt yerine kefir eklemeyi tercih eden Bullman, fermente ürünlerin mikrobiyota çeşitliliğini artırmada etkili olduğunu vurguluyor. Satın alınan kefirlerin mikrobiyolojik içeriğinin zengin olmasına dikkat edilmesi gerektiğini de belirtiyor. Bu yaklaşım, probiyotik alımını artırarak bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olabiliyor.
