Zonguldak’ta menenjit nedeniyle yaşamını yitiren 14 yaşındaki Çağla Savaş’ın ardından hastalığa ilişkin sorular yeniden gündeme geldi. Baş ağrısı, ateş, ense sertliği ve bilinç değişikliği gibi şikayetlerle günler içinde ağırlaşabilen menenjit, erken fark edilmediğinde çok ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Uzmanlara göre hastalığın ilk evresi çoğu zaman grip ya da üst solunum yolu enfeksiyonu ile karışabildiği için hem ailelerin hem sağlık çalışanlarının tabloyu dikkatle değerlendirmesi gerekiyor. Menenjitte tanı koymanın yolu yalnızca belirtileri izlemekten geçmiyor, doğru zamanda şüphelenmek de büyük önem taşıyor. Çocuklarda havale, mor döküntü, ışığa bakamama, kusma ve uykuya eğilim gibi işaretler dikkate alınırken, bebeklerde tablo daha farklı seyredebiliyor. Aşı, yakın temas ve kalabalık ortamlarda bulaş riski gibi başlıklar da yeniden tartışılmaya başlandı. Uzman isim, menenjitte erken müdahalenin hayat kurtardığını anlattı.

Menenjit Tanısı Koymak Neden Gecikebiliyor?

Acil Tıp Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Gültekin Akyol’a göre menenjit, ilk dönemde grip benzeri belirtilerle başlayabildiği için gözden kaçabiliyor. Ateş, baş ağrısı ve halsizlik gibi yakınmalar, ilk bakışta farklı enfeksiyonlarla karıştırılabiliyor. Ancak menenjitte en önemli uyarı işaretleri arasında şiddetli baş ağrısı, ense sertliği, ışığa bakamama, fışkırır tarzda kusma, bilinç bulanıklığı ve aşırı uyku hali yer alıyor.

Çocuklarda havale geçirilmesi ve ciltte mor döküntü görülmesi de kritik kabul ediliyor. Bebeklerde ise beslenme reddi, durdurulamayan ağlama, huzursuzluk, aşırı uyku hali ve bıngıldakta kabarıklık gibi bulgular tabloya eşlik edebiliyor. Uzmanlara göre menenjitte klasik kabul edilen ateş, ense sertliği ve bilinç değişikliği her hastada aynı anda görülmeyebiliyor. Bu nedenle tüm belirtilerin aynı anda ortaya çıkmasını beklemek ciddi zaman kaybına yol açabiliyor.

Tanıda en güvenilir yöntemin lomber ponksiyon olduğu belirtiliyor. Belden alınan beyin omurilik sıvısının incelenmesiyle hücre sayısı, protein, şeker düzeyi ve etkene ilişkin veriler değerlendiriliyor. Kan testleri ve ileri mikrobiyolojik incelemeler de tanıyı destekliyor. Uzmanlara göre asıl kritik nokta, doğru zamanda menenjitten şüphe edilmesi.

Menenjitte Aşı, Bulaş Riski Ve Ölüm Oranı Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Uzman değerlendirmesine göre menenjit toplumda sanıldığı kadar kolay bulaşan hastalıklar arasında yer almıyor. Hastalık çoğunlukla öksürük, hapşırık ve yakın temasla damlacık yoluyla yayılıyor. Kısa süreli temas çoğu zaman yeterli görülmezken, okul, kreş, yurt ve askerî alanlar gibi kalabalık ortamlarda risk yükseliyor.

Menenjite karşı koruma sağlayan aşılar da büyük önem taşıyor. A, C, W, Y serogruplarına karşı koruyan aşılarla B serogrubuna karşı geliştirilen aşıların birlikte uygulanması daha geniş koruma sağlıyor. Aşılamaya bebeklik döneminde başlanabiliyor, doz sayısı ise yaşa göre değişiyor. Türkiye’de Hib ve pnömokok aşılarının ulusal takvimde bulunmasına karşın meningokok aşılarının rutin takvimde yer almaması nedeniyle bu alandaki uygulama oranının daha düşük olduğu belirtiliyor.

Dr. Akyol, meningokok aşılarının koruyuculuğunun genel olarak yüzde 70 ile 90 arasında değiştiğini, bunun yanında ağır hastalık, yoğun bakım ihtiyacı ve ölüm riskini de ciddi şekilde azalttığını ifade ediyor. Menenjitin genetik hastalık olmadığını söyleyen uzmanlar, ailede daha önce görülmemiş olmasının risk olmadığı anlamına gelmediğini belirtiyor.

Bakteriyel menenjitte ölüm oranının yaklaşık yüzde 10 ila 20 düzeyinde olabildiği, ağır seyreden tablolarda bu oranın daha da yükselebildiği aktarılıyor. Erken tanı ve hızlı tedavi ile bu riskin düşürülebildiği, gecikme halinde işitme kaybı ve nörolojik hasar gibi kalıcı sonuçların ortaya çıkabildiği ifade ediliyor. Uzmanlara göre menenjitte en önemli konu, belirtileri zamanında fark edip gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurmak.