İsrail-İran gerilimi, 13 Haziran’da başlayan saldırıların ardından bölgede çok daha karmaşık bir hal aldı. İran’a yönelik hava operasyonları yalnızca nükleer altyapıyı hedef almıyor; aynı zamanda enerji hatları, askeri tesisler ve toplumsal altyapıya yönelmiş durumda. Uluslararası basın ve uzman yorumlarına göre bu saldırıların temel hedefi, İran’daki mevcut rejimi sarsmak olabilir. Özellikle ülkenin dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in liderliği, bu süreçte tarihi bir sınavla karşı karşıya kalmış durumda.

İran Devrim Muhafızları’nın üst düzey isimlerinin hedef alınması ve enerji altyapısına yönelik saldırılar, askeri olduğu kadar psikolojik etki yaratmayı amaçlayan bir stratejinin parçası olarak görülüyor. Analistlere göre İsrail, halkta rejime karşı bir güvensizlik dalgası oluşturarak olası bir rejim değişikliğini tetiklemeye çalışıyor. Özellikle Güney Pars gibi önemli enerji noktalarının hedef alınması, İran ekonomisine doğrudan zarar verme amacını taşıyor.

İsrail Başbakanı Netanyahu'nun açıklamaları bu iddiaları güçlendiren türden. Netanyahu, İran rejimini “zayıf” olarak tanımlarken, İran halkını “özgürlük için ayağa kalkmaya” çağırdı. Bu çağrı, bölgedeki operasyonların askeri sınırlardan çıkıp doğrudan politik dönüşüm hedefli olduğuna işaret ediyor.

Ancak bazı askeri yetkililer, saldırıların yalnızca nükleer kapasiteyi sınırlandırma amaçlı olduğunu savunuyor. Uydu görüntüleri, bazı tesislerin zarar gördüğünü, ancak kritik zenginleştirme altyapısının yer altında korunduğunu gösteriyor. Yine de hedeflerin çeşitlenmesi ve kamu hizmeti altyapısının da vurulması, geniş çaplı bir planlamanın işareti olarak değerlendiriliyor.

İran tarafı ise bu saldırılara füze ve İHA’larla karşılık vermeye devam ediyor. Devrim Muhafızları, çok sayıda askeri üssün ve radar sisteminin hedef alındığını duyurdu. Uzmanlara göre 90 milyon nüfuslu İran’da yaşanacak bir iç karışıklık, yalnızca Orta Doğu'yu değil, küresel dengeleri de derinden etkileyebilir.

Gözler şimdi doğrudan Hamaney’e çevrilmiş durumda. 1989’dan bu yana İran’ın dini lideri olan Hamaney, İslam Devrimi’nin devamlılığı açısından sembol bir figür. Ancak son yıllarda ekonomik sorunlar, halk protestoları ve bölgesel çöküşler, Hamaney’in politik gücünü zorlamaya başladı. Özellikle 2024’te Suriye'deki Esad rejiminin düşmesi, İran’ın dış politika stratejisini zayıflattı.

İran’da halk arasında giderek büyüyen memnuniyetsizlik, rejime olan bağlılığı sarsıyor. Kadın hakları, ifade özgürlüğü ve ekonomik adalet talepleriyle sokağa çıkan halk, güvenlik güçlerinin müdahalesiyle karşılaştı. Bu da Hamaney’in yönetim anlayışının geleceği açısından soru işaretleri doğurdu.

Kısacası, bölgede yaşanan son gelişmeler yalnızca bir askeri çatışma olarak değerlendirilmiyor. Hem içeride hem dışarıda bir dönüşüm sinyali olarak da okunuyor. İran’da rejim değişikliğine dair senaryolar güçlenirken, bu sürecin nasıl bir sonuca evrileceği ise henüz belirsizliğini koruyor.