Avrupa Birliği ile Çin arasındaki otomotiv rekabeti yeni bir aşamaya taşınıyor. Avrupa Komisyonu, halihazırda Çin'den ithal edilen elektrikli araçlara uygulanan ek vergilerin, hibrit araçları da kapsayıp kapsamayacağını değerlendirmeye başladı. Son dönemde Çin'den Avrupa’ya yapılan hibrit araç ihracatında dikkat çekici bir artış yaşanırken, bu durum AB içinde pazar dengelerinin yeniden şekillenmesine yol açabilir.

AB’nin elektrikli araçlar için uyguladığı ek vergiler, Çinli üreticilerin düşük maliyet avantajını sınırlamak amacıyla hayata geçirilmişti. Ancak son dönemde Çinli firmaların bu vergilerden kaçınmak adına hibrit araçlara yöneldiği gözlemleniyor. 2025 verilerine göre, Çin’in Avrupa’ya yaptığı hibrit araç ihracatı %155 oranında artarken, aynı dönemde elektrikli araç ihracatındaki artış yalnızca %12 seviyesinde kaldı.

Çinli Üreticiler Hibrit Araçlara Yöneliyor

Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcılarından Stephane Sejourne, hibrit araçların üretim süreçlerinin elektriklilere benzer olduğuna dikkat çekerek, her iki araç türünün aynı rekabet şartlarına tabi tutulması gerektiğini ifade etti. Bu açıklama, hibrit araçların da elektrikli araçlarla aynı vergi sistemine dahil edilmesi olasılığını gündeme taşıdı.

Çinli otomobil üreticileri, şu an elektrikli araçlarda uygulanan %7,8 ile %35,3 arasındaki ek vergilerden kaçınmak amacıyla hibrit üretimlerine ağırlık veriyor. Bu strateji sayesinde AB pazarında önemli bir pay elde etmeyi başardılar. Ancak Avrupa tarafı, bu durumu ticari dengenin bozulması olarak değerlendiriyor ve yerli üreticilerin eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamak adına yeni düzenlemeleri tartışıyor.

Avrupa Komisyonu’nun hibrit araçları da vergi kapsamına alması halinde, Çin’in AB otomobil pazarındaki stratejisi büyük ölçüde etkilenebilir. Çin’den gelen veriler, hibrit araçların ülkenin toplam otomobil ihracatının üçte birini oluşturduğunu ve 2026 itibarıyla elektrikli ve benzinli araçların önüne geçmesinin beklendiğini gösteriyor.

Bu gelişmeler, Çinli üreticilerin Avrupa’daki konumunu yeniden gözden geçirmesine yol açabilirken, Avrupalı markalar için de rekabet şartlarını yeniden tanımlayacak bir dönemin habercisi olabilir.