ABD Başkanı Donald Trump, ikinci kez başkanlık koltuğuna oturduğunda dış politikada özellikle İran ile müzakere yolunu açma hedefini öne çıkarmıştı. Ancak geçen birkaç ayda yaşanan gelişmeler, Trump’ı barış çağrılarından Orta Doğu’da sıcak çatışma gündemine taşıdı. Amerikan basınında yer alan haberlere göre, Trump’ın söylem ve politikalarında ciddi bir yön değişimi gözlemleniyor.
Trump’ın başkanlık dönemindeki ilk resmi konuğu 25 Ocak’ta İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu oldu. Uluslararası toplumun Gazze politikaları nedeniyle eleştirdiği Netanyahu, bu ziyarette Trump’a İran’a karşı askeri müdahale konusundaki planlarını sundu. Trump ise göreve başlarken barışçıl çözümleri savunuyordu.
Nisan ayında Netanyahu, Beyaz Saray’a bir kez daha konuk oldu. Bu kez gündem daha somuttu. İsrail tarafı, İran’daki nükleer tesisleri hedef alabilmek için ABD’den sığınak delici bombalar talep etti. Trump yönetimi ise bu dönemde müzakerelere öncelik vermeyi seçti. İran’a 60 gün içinde nükleer uzlaşma konusunda adım atması çağrısında bulundu.
Ancak 4 Haziran’da İran’ın dini lideri Ayetullah Hamaney, uzlaşma şartlarını reddetti. Aynı gece Trump, aralarında muhafazakâr yorumcu Mark Levin’in de bulunduğu danışmanlarla bir toplantı yaptı. Görüşme sonrası Trump, anlaşma masasının hâlâ bir seçenek olduğunu söylese de fikrinde değişim sinyalleri belirmişti.
8 Haziran’da Camp David’de yapılan kritik toplantıda, CIA Başkanı John Ratcliffe ve Genelkurmay Başkanı Dan Caine Trump’a, İsrail’in ABD desteği olmasa dahi İran’ı vurmakta kararlı olduğunu aktardı. Ertesi gün Netanyahu ile yeniden görüşen Trump, İsrail’in operasyon planlarının hazır olduğunu öğrendi. Bu gelişme Trump’ın yaklaşımında kırılma noktası oldu. Yardımcılarına “Sanırım ona yardım etmemiz gerekebilir” diyerek pozisyon değiştirdi.
Son olarak Trump, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada “İran semalarında tam ve eksiksiz bir kontrolümüz var” diyerek, adeta olası müdahalenin sinyalini verdi.
Öte yandan Financial Times’ta yer alan bir analizde, Netanyahu’nun askeri girişimlerde hızlı ama diplomatik başarıya ulaşmakta zayıf olduğu vurgulandı. Yazıda, İsrail’in sürekli olarak askeri üstünlük arayışında olduğu, fakat Bölge ülkeleri – özellikle Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ın – bu tür çatışmalardan giderek rahatsızlık duyduğu belirtildi.
