AIDS’e yol açan HIV’in insan hücrelerini nasıl ele geçirdiğine dair önemli bir bilimsel eşik aşıldı. Uzun yıllardır araştırılan virüsün, insan bağışıklık sisteminin temel unsurlarından CD4+ T hücreleriyle kurduğu ilişki ilk kez bu kadar ayrıntılı biçimde haritalandı. Gladstone Enstitüsü ve Kaliforniya San Francisco Üniversitesi bünyesinde görev yapan bilim insanlarının Cell dergisinde yayımlanan çalışması, HIV’in hangi insan genlerini kullandığını ve hangilerinin virüse karşı doğal savunma sağladığını ortaya koydu. Araştırma, yalnızca virüsün çoğalma mekanizmasını değil, insan hücrelerinin buna karşı geliştirdiği biyolojik yanıtı da detaylı biçimde gözler önüne serdi. Elde edilen veriler, gelecekte hem HIV tedavilerinin geliştirilmesi hem de benzer bulaşıcı hastalıkların anlaşılması açısından yeni bir yol haritası sunuyor.

Bilim insanları, önceki çalışmalardan farklı olarak laboratuvar ortamında çoğaltılan hücre hatları yerine doğrudan insan kanından alınan T hücrelerini kullandı. Böylece gerçek biyolojik süreçlere daha yakın sonuçlar elde edildi.

CRISPR Teknolojisiyle 20 Bin Gen Analiz Edildi

Araştırmada CRISPR gen düzenleme teknolojisi kullanılarak insan genomundaki yaklaşık 20 bin gen sistematik biçimde incelendi. Bilim insanları, genleri tek tek devre dışı bırakarak HIV’in hangi genlere ihtiyaç duyduğunu belirledi. Ardından bazı genlerin aktivitesi artırılarak hangi proteinlerin virüse karşı savunma sağladığı gözlemlendi.

Bu iki aşamalı yöntem sayesinde HIV’in bağışıklık sisteminden kaçmak için baskıladığı bazı genler de ortaya çıkarıldı. Yapay olarak güçlendirilen bazı genlerin, normal şartlarda virüs tarafından etkisiz hale getirildiği belirlendi.

PI16 Ve PPID Proteinleri Dikkat Çekti

Çalışmanın en dikkat çekici bulgularından biri, daha önce HIV ile ilişkilendirilmemiş iki proteinin belirlenmesi oldu. PI16 adlı proteinin, HIV’in hücreye girişini fiziksel olarak engelleyebildiği saptandı. PPID proteininin ise virüs hücre içine girdikten sonra çekirdeğe ulaşmasını ve çoğalmasını zorlaştırdığı görüldü.

Laboratuvar ortamında PPID üzerinde yapılan düzenlemelerle proteinin etkisinin 10 kata kadar artırılabildiği belirtildi. Ayrıca bu iki proteinin, yalnızca laboratuvar ortamındaki virüs türlerine değil, gerçek hastalardan alınan daha dirençli HIV varyantlarına karşı da etkili olduğu tespit edildi.

Araştırmacılar, geliştirilen genetik haritalama yönteminin HIV’in vücutta gizli rezervuarlar oluşturma sürecini anlamada da önemli bir araç olabileceğini ifade ediyor. Elde edilen kapsamlı veri setinin, gelecekte başka bulaşıcı hastalıkların insan hücreleriyle etkileşimini çözümlemek için de kullanılabileceği değerlendiriliyor.