Son yıllarda özellikle 50 yaş altı bireylerde hızla artan bağırsak (kolon) kanseri vakaları, bilim dünyasını harekete geçirdi. Yeni yayımlanan uluslararası bir araştırma, hastalığın risk faktörlerinin doğumdan itibaren şekillenebileceğini ortaya koydu. Türkiye, yıllık %2,15’lik vaka artış oranıyla dünya sıralamasında 15. sırada yer aldı.
Hollanda merkezli araştırmada, yaşamın erken dönemlerinde aşırı kilo veya yüksek doğum ağırlığına sahip olmanın, ilerleyen yaşlarda kolon kanseri gelişme ihtimalini artırdığı belirlendi. Özellikle doğum kilosundaki her 1 kilogramlık artışın, riski %9 oranında artırdığı ifade edildi.
Uzmanlar, çocukluk çağındaki kilo fazlalığının yetişkinlik dönemindeki kanser riskini belirgin ölçüde etkileyebileceğini vurgularken, araştırma çocuklarda obeziteyle mücadeleye dikkat çekiyor.
Araştırmaya göre:
-
10-19 yaş arasında yüksek vücut kitle indeksi (VKİ), %5 ila 18 arasında artan bağırsak kanseri riskiyle ilişkilendiriliyor.
-
2-9 yaş grubundaki çocuklarda da yüksek VKİ önemli bir risk faktörü olarak öne çıkıyor.
-
Doğum kilosunun yüksek olması, kolon kanseri riskini doğrudan etkileyen faktörlerden biri olarak görülüyor.
Bakteriyel Riskler de Gündemde
Bulgular yalnızca kilo ile sınırlı değil. E.Coli bakterisinin, özellikle çocukluk döneminde vücuda girmesi durumunda kanser oluşumuna neden olabilecek toksinler ürettiği tespit edildi. Az pişmiş et, çiğ süt, hijyenik olmayan sebzeler bu bakterinin bulaş kaynakları arasında gösteriliyor.
Genetik faktörler de araştırmalarda dikkat çekiyor. 40 yaş altındaki bireylerde tümörlerde rastlanan genetik mutasyonlar ve bakteriyel toksinler, hastalığın genç yaşlarda görülme oranındaki artışa ışık tutuyor.
Uzmanlardan Öneriler
-
Çocukluk döneminden itibaren dengeli beslenme alışkanlıkları kazandırılmalı
-
Obeziteye karşı önleyici adımlar erken yaşta atılmalı
-
Hijyenik gıda tüketimi teşvik edilmeli
-
Genetik risk taşıyan bireylerde rutin sağlık taramaları yapılmalı
Kolon kanseri vakalarındaki bu yükseliş, sağlıklı yaşam biçimlerinin sadece yetişkinlikte değil, çocukluk ve ergenlik dönemlerinden itibaren benimsenmesi gerektiğini bir kez daha gözler önüne seriyor.
